KAYITLAR  |  DEFTERE YAZ
Gönderen:
Cevap: hayat karabacak a

Yer:
Diğer

Tarih:
27 Temmuz 2010, Salı
05:24

Alıntı Yap:  Cevap: hayat karabacak a

Evet Bu gibi durumlarda TMS tedavisi iyi netice verebilmektedir. Tedavi sırasında aletin propları hasta bölge üzerine ,saçlı deriye uygulanır.
Yukarı          
 
Gönderen:
hayat karabacak

Yer:
Diğer

Tarih:
26 Temmuz 2010, Pazartesi
19:32

Alıntı Yap: hayat karabacak

ben buraya bir yakınım için yazıyorum.3 ay önce beyin felci geçirdi.bayan 26 yaşında.şuan ilaç tedavisi görüyor.felç sol tarafına vurmuştu.beyin damarında bir doku öldüğü söylendi.şaun ayağa kalkıp yürüye biliyor.sol kolunu oynatabiliyor.daha çabuk iyileşebilmek için tms tedavisini duyduk.bu yakınımada uygulabilir mi?yardımcı olursanız seviniriz.cevabınız üzerine tedavi için ankara gelmeyi düşünüyoruz.şimdiden teşekkürler..
Yukarı Mail: life2709@hotmail.com         
 
Gönderen:
Cevap; Ali ÇETİN e

Yer:
Diğer

Tarih:
21 Temmuz 2010, Çarşamba
23:16

Alıntı Yap: Cevap; Ali ÇETİN e

Mesaj Sahibi: Ali ÇETİN
Hocam merhabalar.
Ben yalnızlıktan çok sıkıldım. Dostum, kardeşim diyebileceğim bir kişim bile yok. Arada arkadaşlarımla buluşuyoruz ama artık onlardan da keyif alamıyorum. Herkes gülüp eğlenirken ben yine aynı kalıyorum, hiç zevk alamıyorum. Ben konuşmaya başladığım zaman sanki dinlenmiyorum.
Herkes ikiyüzlü, sahtekar. Birbirlerinin arkasından konuşurlar, yüz yüze geldiklerinde birbirlerine iyi davranırlar, şirinlik yaparlar, yaranmaya çalışırlar... Kimseye güvenim kalmadı ve bundan sonra da geri geleceğini sanmıyorum.
Hocam ben lise öğrencisiyim. Sene içinde okulda tek bir kişi ile bile konuşmadan gidip geldiğim günler oldu. Ruh gibiydim varlığım yokluğum belli değildi.
Bazen diyorum bi uğraş, hobi edinsem de insanlarla hiç muhattap olmadan kendi kendime yetsem. Ama her başladığım şeyi yarım bırakıyorum, en fazla bir hafta sürüyor.
Bunların dışında ailemle sürekli kavga ediyorum.
Aynaya baktığımda artık eskisi gibi mutlu olamıyorum. Çirkin birini görüyorum aynada, özgüvenim kalmadı.

Sizce ne yapmalıyım, ben hasta mıyım? Yoksa yaşımın gereği olan şeyler mi bunlar? Eğer öyleyse bu durumdan nası kurtulabilirim?

Şimdiden teşekkür ederim.

Sevgili kardeşim hayata daha yeni başlıyorsun . Hemen umutsuzluk ve güvensizlik taşıman yalnış olmuş. Senin yapacağın en güzel şey okul başarını belli seviye üstüne taşıyıp iy bir meslek edinip insanlara faydalı ve verici olmaya çalışmaktır. Şu anda senin dostluğun insanlara güven duysan ne olur duymasan ne olur . Yanında ailen varsa onlarla beraber mutlu ve huzurlu bir yaşam sürmen dileğiyle.
Yukarı          
 
Gönderen:
Hakan SİVRİ' ye cevap

Yer:
Diğer

Tarih:
21 Temmuz 2010, Çarşamba
23:10

Alıntı Yap: Hakan SİVRİ' ye cevap

Mesaj Sahibi: Hakan SİVRİ
      Merhabalar. Hocam TMS uygulamarında hastanın ihiyacı kadar mı seans uygulamaları oluyor yoksa belirli seans süresi mi var? Bir de ücret noktasında her seans başına mı ücret ödeniyor, yoksa ücret miktarı seans sayısı ne olursa olsun değişmiyor mu?

Sayın hakan bey hastalık şekline ve seanslarda hastanın verdiği cevaba göre seans sayısı beliriyor ortalama 10-15 seans uygulanıyor . Seans ücreti değil kür ücreti şeklinde uygulanıyor saygılarımla
Yukarı          
 
Gönderen:
Ferhat USLU ya cevap

Yer:
Diğer

Tarih:
18 Temmuz 2010, Pazar
23:19

Alıntı Yap: Ferhat USLU ya cevap

Merhabalar Ferhat bey insan ruhsal yapısının dengeli gidebilmesi için sistemin kurallarına uymak gerekir. Sizinde bahsettiğiniz gibi her günün sonunda insan beyninin resetlenme ihtiyacı vardır. Bu süre insandan insana değişebilir . Ancak sistemi zorlarsanız bir arıza kodu verir. Tedvisi ilaçlar ile uyutmak olabilsede genelde ilaçllar nonrem- rem döngüsünü saglayamazlar . O zaman yaşadığınız yeri ve yaşam şartlarını kontrol etme ihtiyacı vardır. Bu yapıldıktan sonra beyin dalgalarını düzene sokup manyetik hafızalanma için TMS uygulaması yapılmalıdır. Saygılarımla
Yukarı          
 
Gönderen:
Ferhat USLU

Yer:
Denizli

Tarih:
18 Temmuz 2010, Pazar
16:16

Alıntı Yap: Ferhat USLU

      Merhabalar. "İNSAN NEDER UYUR, NEDEN UYUMAZ" bölümünüzü okudum. Bu uykusuzluk olayını ben çok yaşadım. Beni çok uyaranlar oldu. "Bak şu an çok enerjiksin hissetmiyorsun, ama günün birinde yıkılır ve bu enerjiyi bir daha elde edemezsin. Kendine uyku için zaman ayırmalısın.." diyorlardı. Keşke dinleseymişim onlar. 3 yıl boyunca iki günde bir sadece 1-2 saat yarım yamalak uyurdum. 3 sene böyle devam ettim. 3 yıl sonra kalp spazmı geçirerek acile kaldırıldım. Doktorlar bünyemin çok kuvvetli olduğunu aksi taktirde ölmüş şu anda ölmüş olduğumu, yani ölümün eşiğinden döndüğümü söylediler.

      O günden sonra istesem o enerjiyi yakalayamıyorum. Beni daha önce uyarmış olanlar bu enerjinin adına yabancı bi isim veriyorlar. O enerji kaybolduğunda bir daha geri gelmez diyorlar. Ama o günlerimi çok arıyorum. Keşke uykuma dikkat etseymişim.

     Sormak istediğim şey şu; O eski enerjimi kazanmak i,stesem gerçekten geri gelme imkanı yok mu sizce?.
Yukarı          
 
Gönderen:
Zehra ÇİÇEKLİ ye cevap

Yer:
Diğer

Tarih:
18 Temmuz 2010, Pazar
06:08

Alıntı Yap: Zehra ÇİÇEKLİ ye cevap

Merhabalar Sayın Zehra hanım insan ruhunu o kadar güzel tanımlamışsınız ki. Kendini tanıyan Rabbini tanıt sözünde olduğu gibi . Biz herşevden önce kuluz. İnsan kalbi iyiyi güzeli ve doğruyu ister ve tabiyatı icabı digerlerini sevemez ve hatta nefret eder. Hanımların ruhsal yapısı itibariyle erkekten biraz daha gücsüz ve duygusal olduklarından her şeyden kolay etkilendiklerinden ve olaya kalbi bakabildiklerinden, başkalarını tanımaları daha kolay ve doğru olur. Kendini seveni ve büyükleneni başkasının sevmiyeceğini büyüklerimiz devamlı söylemişlerdir. Kendini sevmeyip nefret edeni ise başkalarının çok seveceğini yine büyüklerimiz kitaplarda yazmışlardır. Bu şartlar altında insan kalbi ve ruhu sevgi ve muhabbet arar. Nasıl bedenin gıda, hava, su gibi şeylere ihtiyacı varsa , kalbinde sevgi ve muhabbete ihtiyacı vardır. Beden nasıl havasız kalır gıdasız kalırsa hastalanıp öleceği gibi , insan ruhuda gıdasız kalırsa ölür. Yalnız ondan önce tabiki rahatsızlanır. İnsan yalnız yaşayamaz sözünün asıl manası şimdiki gibi , bir sürü yaşar görülen ölüler arasında can çekişiyorken , susuzluktan kıvranıyorken yaşayamaz demektir. Şu anda bu sebepler ile depresyon ilaçları , dünyada ciro bazında bir numaralı kullanılan ilaçlardır ki . Bu durum ilaç firmalarının ve para babalarının ekmeğine yağ sürmek demektir.
Asıl konumuza gelirsek samimi , mütevazi , doğru ve kalbi yaşayan sevgi dolu insanların sayısının artırılmaya çalışmak lazımdır. Aksi halde yalnızlığa kendimizi mahkum ederiz. Bunun sıkıntıları içinde devamlı ilaç kullanmak zorunda kalırız. Saygılarımla
Yukarı          
 
Gönderen:
Zehra ÇİÇEKLİ

Yer:
Antalya

Tarih:
17 Temmuz 2010, Cumartesi
15:56

Alıntı Yap: Zehra ÇİÇEKLİ

        Hocam Merhaba. Antalya'da yaşıyorum. 5 yıldır ilaç kullanıyorum. Doktorlarıma gittiğimde depresyon tanısı ya da teşhisi koyuyorlar. Ama sanki benim rahatsızlığım depresyon değil gibi. Ve kendimi doktorlarıma izah edemiyorum diye düşünüyorum. Küçüklükten beri olan bir hadise var bende. Zaten ailemizde de var. Genetik diyebilirim. O da şu ; Toplum içine gimeyi fazla sevmiyorum. Canımın kaynadığı pırıl pırıl gençler olursa onlarla içli dışlı oluyorum. Ama hayatı para, ev, tarla, tapan ve maldan başka hiç bir fikri olmayan kişilerle olmayı istemiyorum. Ama bu istemediğim ortamda da bulunmak zorundayım. Çünkü hayatımı idame ettirebilmem için ailemin rızıkını temin için bu şart. Mecburum yani.
      Sebebini bilmiyorum ama zenginlerden, krantuvalet giyinip de ukela ukela büyüklenerek gezenlerden ya da tanışmaya gelenlerden nefret ediyorum. Nefret ettiğim bu tiplemelerle yapmacıkta olsa işim gereğüi muhatab olmak zorundayım. Ama bu yapmacıklığı bari ah bi becerebilsem. Beceremediğim için anksiyete, tedirginlik, kin öfke ile dolu olduğum için adamlarla diyaloğum esnasında ister istemez gerginm oluyorum. Mesela ükela ükela emir verip kendisi geçip keyfine bakan amirlerden nefret ederim. Bekarken bu tiplerle kavga eder maaşımı bile almadan çeker giderdim. Ama şimdi evliyim ve sevmesem de sevmediğim bo tür ortamlara katlanmak zorundayım. Lüks ortamlardan, lüks otellerde seminerlerde bulunmaktan, krantuvalet giyinip fakirleri aşağılayan tiplemelerden öyle nefret ediyorum ki.
      Bunların yanıan giderken en kral marka elbiseyi giydiğimde en son model arabamla gittiğimde el üstünde beni karşılıyorlar ve elllerini bile bağlayıp saygıya geçiyorlar. Ama sıradan bir elbise ile gidersem adam yerine koymuyorlar.

      Sanki hayat bana göre w2 zümreden oluşuyor. 1- Garibanlar, 2-Kibirli zenginler... Oysa ben bu marka elbiseleri gitdiğimde öyle sıkılıyorum ki. Lüks ortamda olmaktan öyle nefret ediyorum ki anlatamam.

     Sırf bu sebeple yapmacıklığımı beceremiyor olmamdan kaynaklanan anksiyete sebebiyle kızarıp, terleme, kalp atışlarımın hızlanması, ellerimin titremesi olayı ile karşı insanlara mahcup düşüyorum. Ve sırf bundan dolayı ilaç kullanıyorum. İlk zamanlarda verilen ilaçlar güzeldi. Artık bu insanlardan kaçmaya ve böyle ortamlara girmemeye karar verip de ama gitmek zorunda kaldığımdan doılayı çektiğim sıkıntı sonucunda depresyon teşhisi konmaya başladı.

     Sizin fikrinize göre ben depresyonda olduğum için mi yalnız kalmak istiyor ve tabiri caizse varoş insanlarla birlikte olmayı seviyorum ve depresyonda olduğum için mi istemediğim ortamlardan kaçıyorum hocam. Fikrinizi alabilirsem beni mutlu ve bahtiyar kılarsınız. Teşekkürler.. Kolay gelsin. Mesleğinizde başarılar dilerim.
Yukarı          
 
Gönderen:
Cevap:Tugay KÖKSAL'a

Yer:
Diğer

Tarih:
15 Temmuz 2010, Perşembe
21:56

Alıntı Yap: Cevap:Tugay KÖKSAL'a

Sayın Turgay bey Hilal hanımda asıl problem küçük yaşta anne ve baba kaybı neticesi cevre ile diyaloğun yeteri kadar olamamasından kaynaklanabileceği söylendi . Sizin sorduğunuz sorudaki temeldeki problemlerin asıl olarak nasıl temizleneceği konusudur. Elbette elimizdeki gücü ve yapamadıklarımızı ve her şeyin sahibi Rabbimiz olduğunu idrak eden kişi neticede ; ben elimden geleni çabalayıp yaptım yapan ve yaratan Cenabı Hak tır. deyip tevekkül etmek gerekir. Bu arada sıkıntı sebebini aramakda sebeplere yapışmak olur. Saygılarımla

Mesaj Sahibi: Tugay KÖKSAL
   Hocam Hilal hanıma yazdığınız cevabı inceledim. Gerçi sorusunu göremedik yanlışlıkla sildiğinizi belirtmişsiniz. Sanırım aynı problem bende de var galiba. Kökte problem varsa bu devam eder. Sadece dediğiniz gibi uyuşturma, uyutma vs. olur demişsiniz. Sanıyorum çözüm olarak vesileler aramak lazım demişsiniz. Tavsiyeniz bakımından çözüm olarak ne gibi vesileler olmalı sizce. Yani gönül ve manevi kalp dediğimiz kalbi tatminlik açısından mı vesilelere bakılmaslı sizce? Sorum kaırışık gibi görüne bilir. Demek istediğim şey şu; Köküne ya da temeline yerleşmiş bir problem sonuçda bilinçaltı ya da hafıza dediğimiz bellekte olduğuna göre bunu tamamen silmek ya da değiştirmek mümkün olabilir mi?

Yukarı          
 
Gönderen:
Cevap:İSMAİL KOÇ'a

Yer:
Diğer

Tarih:
15 Temmuz 2010, Perşembe
21:46

Alıntı Yap: Cevap:İSMAİL KOÇ'a

Merhabalar . TMS tedavisi prensip olarak zaten yaşlı ve hamile hastalarda daha kolay kullanilabilir yöntemdir. Çünkü bu hastalarda ilaç kullanmak problemlidir. Bir başka husus parkinson ve epilepsi tedavisinde son yöntemlerden birisi pil uygulamasıdır. Bu uygulamadan amaç uyarılabilme eşiği ile oynamaktır. TMS tedavisi hastanın uyarılabilme eşiği düşer ve hasta rahatlar.


Mesaj Sahibi: İSMAİL KOÇ
tms tedavisi yaşlı kişilerde ne kadar etkili.55 yaşında babam için etkili olur mu

Yukarı          
 

Toplam Kayıt Sayısı: 128 Toplam Sayfa Sayısı: 13
[««] [«] 1. 2. 3. . . . 9. 10. 11. 12. 13. [»] [»»] 
© 2010 Manyetik Dünyamız Ziyaretçi Defteri 2010. Tüm Hakları Saklıdır
Efser_Gökçen Ziyaretçi Defteri v2010